Nâzım Hikmet 123 Yaşında

123 Yaşında Nâzım Hikmet, nam-ı değer Mavi Gözlü Dev, eserleriyle sadece Türk edebiyatının sınırlarını aşmakla kalmamış, elliyi aşkın dile tercüme edilen başyapıtlarıyla dünya çapında da büyük bir etki yaratmıştır. Serbest nazımın özgün ve cesur bir temsilcisi olarak kabul edilen Nâzım; aşk, özgürlük, sosyal adalet ve insancılık gibi evrensel temaları, karmaşık sosyo-politik bir manzara içinde ustalıkla işlemiştir. Nazım Hikmet aynı zamanda memleket sevgisi, vatan hasreti, siyasi duruşu ve tutku dolu aşklarıyla harmanladığı eserleriyle adını 20. Yüzyıl Dünya Edebiyatı’na altın harflerle yazdırmıştır. Gelin, Nâzım Hikmet’in hayatına, eserlerine ve keşfedilmemiş yönlerine birlikte göz atarak onu daha yakından tanıyalım.

123 Yaşında Nâzım Hikmet

Nazım Hikmet: Hayatı, Eserleri ve Bilinmeyenleri

Nâzım Hikmet Ran, Türk şair, oyun yazarı, romancı, hatıratçı ve 20. yüzyıl Türk ve Dünya Edebiyatına şekil veren en önemli isimlerden biridir. Eserleri genellikle aşk, özgürlük, sosyal adalet ve insan temalarını konu edinir. Hayatı boyunca, komünist inançları nedeniyle siyasi zulümle karşılaşmış ve yaşamının büyük bir bölümünü hapishanede geçirmiştir. Bütün bu zorluklara rağmen, dokunaklı şiirleri, devrimci coşkusu ve sosyal adalet için verdiği kararlı mücadelesi ile tanınır.

“1902’de doğdum
doğduğum şehre dönmedim bir daha
geriye dönmeyi sevmem
üç yaşımda Halep’te paşa torunluğu ettim
on dokuzumda Moskova’da komünist Üniversite öğrenciliği
kırk dokuzumda yine Moskova’da Tseka-Parti konukluğu
ve on dördümden beri şairlik ederim.”

“Otobiyografi” şiirinden alıntı, 11 Eylül 1961, Doğu Berlin

 

Nâzım Hikmet’in Yaşamı ve Sanat Hayatı

Nâzım Hikmet’in Çocukluğu

Nazım Hikmet: Hayatı, Eserleri ve Bilinmeyenleri

Nâzım, önemli bir Osmanlı ailesinde yetişti ve ayrıcalıklı bir çocukluk geçirdi. Babası, Sivas Valisi Şair Mehmet Nâzım Paşa’nın oğlu Hikmet Bey, önde gelen bir Osmanlı bürokratıydı; annesi ise ressam Ayşe Celile Hanım’dı. Çocukluk yılları, kültürel ve entelektüel uğraşların hakim olduğu Selanik cemiyetinde geçti. Ailesi, Nâzım’ın erken yaşta edebiyata olan ilgisini destekledi.

Babasın işi sebebiyle İstanbul’a taşındılar ve Nâzım ilk öğrenimini Göztepe’deki Taş Mektep’te tamamladıktan sonra bir süre Galatasaray Lisesi’nde ve sonrasında Nişantaşı Sultanisi’ne okudu. Burada kendisi gibi edebiyata tutkun ve siyasi konulara meraklı Vâlâ Nûreddin ile tanıştı ve kısa süre içinde yakın dost oldular. Gençlik yılları, canlı entelektüel bir atmosferde geçti; farklı fikirlerle tanıştı. 1917’de Heybeliada Bahriye Mektebi’nde kısa bir dönem öğrenim gördükten sonra geçirdiği sağlık sorunları nedeniyle askerlikten ihraç edildi.

Nazım Hikmet: Hayatı, Eserleri ve Bilinmeyenleri

Nâzım Hikmet’in Milli Mücadele Dönemi ve Gençlik Yılları

Millî Mücadele’ye katılmak üzere Vâlâ ile birlikte Ankara’ya gittikleri sırada Mustafa Kemal ile tanıştı, onun “Bazı gençler modern olsun diye mevzusuz şiir yazmak yoluna sapıyorlar, size tavsiye ederim gayeli şiirler yazınız” sözleri üzerine cepheye gönderilmeyerek Vâlâ ile Bolu Sultanisi Kısm-ı İptidaî muallimliğinde görevlendirildiler.

Nâzım, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşü ve yükselen milliyetçilik akımlarından derinden etkilendi. Marjinalleştirilmiş insanlar için sesini yükseltme tutkusu, onu solcu ideolojilere iyiden iyiye yaklaştırdı. Nâzım ve Vâlâ Bolu’da yeterince etkin olamadıklarını düşünüyorlardı, buradaki tutucu ve baskıcı çevre onları zorlamıştı. Bir yandan da Nâzım anne ve babasının ayrılığının yarattığı derin bir buhran içerisindeydi. Bunların neticesinde 1921 yılında Nâzım ve Vâlâ istifalarını vererek, önce Batum’a ardından da Moskova’ya gittiler ve burada Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi’nde (KUTV) eğitim gördüler. Nâzım bu dönemde ilk evliliğini yaptı ve Nüzhet Hanım ile evlendi ancak bu evlilik çok uzun sürmedi. 1924’te Türkiye’ye geri dönerek Orak-Çekiç Gazetesi ve Aydınlık Dergisi’nde yazmaya başladı.

Nâzım Hikmet ve Hapis Hayatı

Nazım Hikmet: Hayatı, Eserleri ve Bilinmeyenleri

1925 Mart’ında çıkan Takrir-i Sükûn Kanunu aracılığıyla liberal, sosyalist her türlü muhalif kuruluşlar ve yayın organları kapatıldı, birçok yazar tutuklandı. Nâzım Hikmet de bu seferberlikten nasibini aldı ve “ülkenin huzurunu, güvenliğini ve toplumsal düzenini bozma” gerekçesiyle Ankara İstiklal Mahkemesi’nde gıyaben yargılandı.

Gizli komünist parti üyeliğinden 15 yıl kürek cezasına çarptırıldı ve tekrar Moskova’ya kaçmak zorunda kaldı. 1926 yılında daha önce Moskova’dayken tanıştığı Lena Yurçenko ile evlendi.

1928’de çıkarılan Af Kanunu’ndan faydalanarak Türkiye’ye geri döndüğünde, pasaportsuz sınırı geçtiği için Ankara Ağır Ceza Mahkemesi tarafından üç aylık hapis cezasına çarptırıldı. İstanbul’da bir süre tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakıldı. 1930 yılında, kız kardeşi Samiye’nin arkadaşı ve İstanbullu soylu bir ailenin kızı olan Piraye Altınoğlu ile tanıştı. Ancak Piraye Hanım evli ve iki çocuk annesi bir kadındı; buna rağmen Piraye ve Nâzım arasındaki ilişki çok geçmeden tutkulu bir aşka dönüştü. Piraye 1932 yılında Vedat Örfi Bengü’den ayrıldı.

1933 yılında “Gece Gelen Telgraf” adlı şiir kitabı nedeniyle komünizm propagandası yapmakla suçlanarak tutuklandı ve cezaevine gönderildi. Nâzım, kendisiyle birlikte bu davada yargılanan beş kişiyle birlikte 5 yıl ağır hapse mahkum edildi ancak Af Kanunu’ndan yararlandırılarak serbest bırakıldı. Özgürlüğüne kavuştuktan sonra, nihayet Piraye’sine kavuştu ve 31 Ocak 1935’te evlenerek “Ran” soy ismini aldı. Nâzım, Piraye’nin çocuklarını da kendi çocukları gibi benimsedi. Bilhassa Memet Fuat ile ilişkisi gerçek bir baba-oğul ilişkisiydi. Memet Fuat ilerleyen yıllarda Türkiye’nin önde gelen eleştirmen ve yayıncılarından biri oldu ve Nâzım Hikmet’in bir çok eseri onun çabalarıyla okurlarına ulaştı.

123 Yaşında Nâzım Hikmet ve cezaevi yaşamı, Harp Okulu ve Donanma davalarıyla ilişkili yargılamalar sonucunda başladı. 1938 yılında, ordu içinde sosyalizmin yayılmasına ve ülkenin komünist bir devlete dönüşmesine yönelik yönergeler verdiği iddiasıyla 15 yıl ağırlaştırılmış hapis cezasına çarptırıldı. Ardından, 29 Ağustos 1938’de görülen Donanma Davası’nda “Erkin Gemisi”nde askeri isyana teşvik etmek suçlamasıyla 13 yıl 4 ay daha hapse mahkum edildi ve toplamda 28 yıl 4 ay ağır hapis cezasına çarptırıldı.

Nazım Hikmet: Hayatı, Eserleri ve Bilinmeyenleri
Nazım Hikmet’in Atatürk’e yazdığı
18 Ağustos 1938 Tarihli yazdığı orijinal Mektup.

Bu süreçte Nâzım, Atatürk’e bir af mektubu yazdı. ‘Askeri isyana teşvik’ suçlamasının iftira olduğunu dile getirdiği mektubunda Atatürk’ten adalet istedi. Annesi Celile Hanım da Atatürk’e hitaben bir mektup yazdı ve oğlunun bağışlanmasını istedi. Maalesef, bu mektuplar siroz hastalığı nedeniyle tedavi gören ve durumu bir hayli ağırlaşmış olan Atatürk’e ulaşamadı.

Nâzım Hikmet, uzun süren hapishane yaşamı onu bir hayli yormuş, esaretinin 12. yılında beklediği af bile özgürlüğüne kavuşturamamıştı. 1949-1950 yıllarında, özellikle yurt içinde ve dışında Nâzım’ın hapisten çıkarılması için büyük çaba sarf edildi. Bu çabaya yerli ve yabancı birçok aydın, yazar, demokrat örgütler ve politikacılar destek verdi. Yurt dışında, Nâzım’ı özgürlüğüne kavuşturmak için çeşitli komiteler kuruldu, protesto gösterileri düzenlendi ve yayınlar yapıldı. İngiltere, Amerika, Fransa, İsviçre, Polonya, Romanya, Çekoslovakya, Yugoslavya, Bulgaristan, Hindistan, Irak, Macaristan, Lübnan, Mısır ve Suriye gibi dünyanın birçok ülkesinde protestolar düzenlendi. Simone de Beauvoir, Jacques Prévert, Raymond Queneau, Albert Camus, Oskar Daviço, Jean Paul Sartre gibi pek çok ünlü aydın ve yazar da bu protestolara katıldı.

Türkiye’de ve dünyada süren kampanyalara rağmen sonuç alamayan Nâzım, adaletin sağlanacağına ve tekrar affedileceğine dair umutlarını kaybetti ve sağlığının elverişsizliğine rağmen son çare olarak 18 gün boyunca süren bir açlık grevine başladı. Nâzım’ın açlık grevi dünya çapında büyük yankı uyandırdı. Orhan Veli, Oktay Rıfat ve Melih Cevdet gibi ünlü şairler de Nâzım’a destek olmak amacıyla üç günlük açlık grevine girdiler. Nâzım’ın annesi Celile Hanım da yıllardır hasret kaldığı oğluna adalet için oruca başlamış, yaşlılığına ve gözlerinin durumuna rağmen Haliç Köprüsü’nde bastonu ve pankartıyla oğlunun kurtarılması için imza toplamıştı.

15 Mayıs 1950’de Türk hükümetine 22 ülkeden protesto telgrafları gönderildi, birçok gazetede açlık greviyle ilgili yazılar yayımlandı ve ünlü şairler bu konuda şiirler kaleme aldılar. Türkiye’deki elçiliklerin önünde gösteriler düzenlendi. Türk aydınları, yazarlar ve sanatçılar bu seferberliğe büyük ilgi gösterdi ve Nâzım’ın açlık grevini sonlandırarak yeni bir af yasası çıkarılması çağrısında bulundular. Bu çabalar sonuç verdi ve Nâzım’ın İstanbul, Çankırı ve Bursa cezaevlerindeki 12 yıllık hapis cezası Af Kanunu ile son buldu.

Daha fazlası için Tıklayın.

Kaynak: Oggusto

  • Related Posts

    Türk Tiyatrosunun Usta İsmi Koray Ergun Hayatını Kaybetti

    Türk tiyatrosu ve ekran dünyasının deneyimli oyuncularından Koray Ergun, 68 yaşında yaşamını yitirdi. Uzun yıllar sahneye ve sanat dünyasına emek veren Ergun’un vefatı, sanat camiasında üzüntüyle karşılandı. Ankara Sanat Tiyatrosu…

    Spotify ve Türkiye Müzik Endüstrisi Temsilcileri Buluştu

    Türkiye müzik sektörünün önde gelen temsilcileri ile Spotify yöneticileri, 25 Eylül 2025’te düzenlenen “Music Forward” zirvesinin ardından bu kez İstanbul’da buluşarak sektöre yön verecek kritik başlıkları ele aldı. Bir süredir…